Egitim-Denetiminde-Yururlukte-Olan-Etik-ile-Ilgili-Mevzuatin-Degerlendirilmesiİndir NEREYE KADAR 180 İŞ GÜNÜ Okullarda halen nede

NEREYE KADAR 180 İŞ GÜNÜ
Okullarda halen neden 180 iş günü devam ediyor? Bir yıl 365 gün ise 365-180=185 günde neler oluyor. Kalan 185 günde insan hayatında öğrenme devam etmiyor mu, etkileşim olmuyor mu? Her zaman söylenen “değişmeyen tek şey değişimdir” dediğimiz değişim devam etmiyor mu, öğrenmeye ihtiyaç duyulmuyor mu, eğitim öğretim faaliyeti olmuyor mu?
Ülkemizdeki Temel Eğitim Kanunu’na göre, ilk ve orta dereceli okulların 180 iş günü açık olması gerekiyor. Kanun göre, 180 günlük sürenin başlangıç ve bitiş tarihleri her yıl bir yıllık çalışma programı ile belirleniyor. 180 iş günü kararının alındığı kanun 14/06/1973 de yasalaşmış olup, belki 180 iş günü daha önceki kanunlarda da aynı şekilde vardır. Burada önemli olanın bu kanun çıktığı ve 180 iş günün belirlendiği yıllardaki Türkiye’nin şartları ile dünyanın şartlarının 2023’de aynı olmadığı gerçeğidir. Türkiye de 1973’ lü yıllarda belki elektrik sıkıntısı vardı ama bu gün yok, belki ulaşım sıkıntısı vardı ama bu gün yok, belki mevsimlere göre sıcak veya soğuktan kaynaklanan sıkıntılar vardı ama bu gün yok. Bunları çoğaltabiliriz. Ayrıca 1973’lü yıllarda ülkemizde nüfusun büyük bir çoğunluğu kırsalda-köyde yaşarken günümüzde şehirlerde yaşamaktadır. Bu işin bir tarafıdır. İşin bir diğer tarafı ise Temel Eğitim Kanununun çıktığı 1973’lü yıllarda herhangi bir sınıf seviyesinde bir öğrencinin kazanması gereken yeterlilikleri 180 iş günü karşılıyor olabilir. Ancak 2023 Türkiye’sinde 180 iş günü herhangi bir sınıf seviyesinde öğrencilere kendi kendine yetebilen akranları arasında var olabilme becerisini edinebilmesi için yeterlilik kazandırılmasının mümkün olamayacağı söylenebilir. Öyle ise 180 iş gününün 2023 Türkiye’sinde insan yetiştirmeye yeterli olmadığı söylenebilir. Yine işe başka bir boyuttan bakalım. Okullarda herhangi bir sınıf düzeyinde uygulanan müfredatı ele alalım ve müfredatı uygulayan öğretmenlere soralım. “180 iş gününde müfredatı uygulayarak tamamlayabiliyor musunuz?” muhtemel cevap “hayır, müfredatı yetiştiremiyorum, süre yetmiyor” olacaktır. Tabi hemen eleştiriler hazır, program yüklü, öğrenci seviyesine göre bir program değil, başka ülkeden programı kopyalarsan böyle olur vs, vs, uzar gider. Ancak bu müfredatı uygularken bir yıldaki 180 iş günün süre olarak az olduğundan kimse bahsetmez. Başka ülkelerden program kopyalanıyor, derken o ülkelerin bir yılda kaç iş günü eğitim öğretim yaptığını sorgulanmaz. O zaman müfredatın yoğun olduğu ile ilgili eleştirileri yaparken 180 iş gününde bir yılda bir yaş grubundaki öğrencilere davranış kazandırma açısından yeterli olmadığının da tartışılması gerekir. Yine iş gününe göre müfredatın uygulamasının yansımalarına başka bir açıdan bakalım. 1973’ lü yıllarda sınıfa ders yapmak için gelindiğinde, kazanım (davranış) ile ilgili bir örnek ders kitabından okunur, bir örnek öğretmen anlatır, bir iki de not alınır, ders tamamlanırdı. Oysa 2023’lü yıllarda sınıfta aynı kazanımı çalışırken hem ders kitabındaki örnek, hem öğretmenin örneği, hem öğrencilerin örnekleri, hem de internet ortamında ülkemizde ve dünyada neler oluyor incelenmesi gerekiyor. Bu durumda kazanımın sınıfta tamamlanması imkânsız hale geliyor ve kazanımlar tamamlanmadan dersler bitiriliyor. Her dersin bu şekilde eksik bırakıldığı düşünüldüğünde öğrencide oluşması istenen davranışlar, değerler, erdemler gerçekleşmeden bir sonraki kazanıma, bir sonraki temaya, bir sonraki sınıfa geçip gidiliyor. Tabi kazanımın gerçekleşmemesindeki bu eksiklikler karşımıza ya günlük hayatta beklentileri karşılamayan davranış eksikliği olarak ya LGS (Liselere Geçiş Sınavı)’de ya da PİSA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) araştırmalarında yetersiz olarak görülüyor. Tabi bu tür durumlara eleştiri ve yorumlarımız hazır, “müfredat yoğun, azaltılması gerekir, çocukların seviyesine göre değil vs, vs…” oysa bir yıldaki iş günü sayımızın 180 iş günü olarak az olduğundan hiç söz eden yok.
2023’lü yıllardaki ülkemizde ve dünyada bir sınıf seviyesinde insan yetiştirmedeki (müfredat) kazanım sayısının 1970’li yıllardaki kazanım sayısından daha fazla olduğu aşikârdır. Diğer bir açıdan bakarsak 185 gün formal eğitimden uzak olan çocuklar olumsuz davranış kazanma, bir yerde çalışma, kötü alışkanlıkları kazanma gibi konularda kontrolsüz bir şekilde yaşamaya devam etmiyorlar mı? Sonradan da 180 iş gününde bu olumsuzlukları gidermek için programlar uygulanmaya çalışılmıyor mu? Herkesin bildiği “koruyucu hekimlik” dediğimiz uygulamanın eğitim kurumlarında uygulanması için çalışma yapılamaz mı? Yani, problem çıkmadan gerekli önlemlerin alınması için farklı programları uygulanabilir hale getiremez miyiz? Bu işin daha sağlıklı çözümü, iş günü artırarak eğitim öğretim çalışmaları sürecinde formal ortamlar oluşturarak kontrollü ve eğitimcilerin rehberliğinde faaliyette bulunma süresinin artırılması daha sağlıklı olmaz mı?
Peki, dünyadaki eğitim sürelerine baktığımızda, en kısa eğitim süresine sahip ülkeler arasında yer aldığımızı biliyor muyuz? Hangi ülkede, okula gidilmeyen gün sayısı, okula gidilen gün sayısından daha fazladır? Hangi ülkede çocukların okulda geçen süreleri, sokakta geçen sürelerinden daha azdır? Programlarını, öğrenme ile ilgili tüm süreçlerini örnek aldığımız ülkelerin yıllık eğitim öğretim sürelerinin 200 ila 220 gün arasında değiştiğini biliyor muyuz? Yani gelişmiş dediğimiz ülkelerde 220 gün eğitim öğretim yapılırken biz de 180 iş günü ki, o da çoğu yerlerde yarım gün eğitim öğretim yapılıyor. Dahası bu 180 iş günü bazen kar, kış, bayram ya da idari tatiller derken kuşa dönmüyor mu? Sonra da, Türkiye eğitimde neden bu kadar geri, kitap okuma oranı düşük, kitap okumayı sevmeyen toplumuz, gibi bin türlü sonuç üzerinde yorum yapıyoruz.
Milli Eğitim Bakanlığı bir yılda 180 iş gün yani 36 hafta eğitim-öğretim yaparken aralarında Finlandiya, Singapur, İsveç, İngiltere, ABD, Kanada gibi ülkelerin bulunduğu (43 gelişmiş ülke) OECD ülkelerinin tamamında 6.434 saatlik ders verilirken, bizde 5.760 saat veriliyor. Bunu okul süresine aktarırsak çocuklarımıza bir yıl daha az eğitim öğretim vermiş oluyoruz. Yılda 674 saat eksik ders verilmesinin toplam zorunlu eğitim sürecinde ne kadar süre yaptığını hesap edebiliriz. Ancak bu işin toplumumuza yansıyan değer olarak kaybının bedelini hesap edemeyiz.
Öyle ise ülkemizin eğitim öğretimdeki yıllık iş gününü gelişmiş ülkelerin standartlarına getirerek programları okul öncesinden birinci sınıfa ve üst sınıflara doğru esnek, geçişli, eklektik bir anlayışla hazırlanabilir. Yıllık derslerin yanında dönemlik derslerinde programlarının hazırlanabileceği, her çocuğun ilgi, yeti ve yeteneklerini keşfedecek bir yapı kurulabilir.
Dr. İlhami SARIÇAM
Ankara MEM Eğitim Müfettişi
KURUM DENETİMİ VE DERS DENETİMİ NASIL OLABİLİR?
Bir kurumda sistem kurmak ve o sistemin sonuçlarından faydalanmak kolay değildir. Milli Eğitim Bakanlığı “Kurum Denetimi” ve “Ders Denetimi” ile ilgili hali hazırda bir sistem kurgulamış ve sonuçlarından faydalanmaktadır. Ancak teftiş sisteminin sağlıklı çalışmadığı hem kurum çalışanları hem de mesleği icra eden müfettişler tarafından kabul edilmektedir. Teftiş sistemini çağın şartlarına uygun hale getirebilir miyiz? Bu anlamda Milli Eğitim Bakanlığı’nın Afyon’da İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Rehberlik ve Teftiş Yönergesi’nin tartışılması için bir çalıştay düzenlemesi önemli bir adım, bu çalıştaya eğitim öğretim camiasının farklı kesimlerinden katılımcılar olması ve demokratik bir ortamda tüm fikirlerin tartışılması da önemli bir aşamadır.
Bir müfettişin profesyonel sorumlulukları, sınıfta neler olup bittiğine ilişkin resmi ortaya koymayı sağlayacak gerekli bilgilerin toplanması ve analiz edilmesini içerir. Bu amacın başarılması için gerekli bilgilerin etraflıca toplanması gereklidir. Toplanan bu bilgiler, öğretmenin gerçekleştirdiği öğretimin, öğrencilerin öğrenme durumunun, eğitsel çevrenin, öğrencinin okul ve öğrenmeye karşı tutumlarının analizinde kullanılır (Aydın, 2004, 1).
Milli Eğitim Bakanlığı 2005 yılında başlattığı programları yenileme, kurumların fiziki yapısını iyileştirme, öğretmen alım kaynağının niteliğini artırma, bilişim teknolojileri konusunda kurumlarda büyük bir değişim gerçekleştirme, araç-gereç konusunda tüm kurumların eksiklerini tamamlama, ölçme ve değerlendirme sisteminde yeni anlayışlar oluşturmaya çalışma, süreç ve performansa dayalı çalışmaları gündemde tutarak, tartışarak daha iyiyi daha doğruyu ve daha çağdaş bir sistemi oluşturmaya çalışma gibi çalışmalara yer verirken; eğitim öğretim sisteminin vazgeçilmez bir parçası olan rehberlik ve denetim (müfettişlik) sisteminin bu tartışmalardan ve değişimden nasibini almaması düşünülemez.
Yönetim sürecinin kusursuz oluşması, yönetimin her eylem ve işlemine ilişkin dönüt bilgilerin anında toplanmasıyla olanaklıdır. Yönetimin amaçlarından sapmasının önlemek ise, örgütün ürününün niteliğine ve niceliğine ilişkin dönüt bilgilerin her gerektiğinde elde edilmesine bağlıdır. Bu yüzden denetleme süreci olmadan yönetim iyi çalışamaz (Başaran, 2000, 284).
Eğitimin geliştirilmesinde çok büyük bir öneme sahip olan denetime ve denetim uygulamalarına sürekli olarak yeni bakış açıları getirilmektedir. Eğitim ile ilgili diğer alanlarda olduğu gibi denetim alanında yaşanan gelişmeler de çağın gereklerine ve yeni okul anlayışına göre şekillenmektedir. Çağdaş denetim yaklaşımları sınıf içi etkinliklerinin geliştirilerek, etkililik düzeyinin en üst düzeye çıkarılması üzerinde yoğunlaşmaktadır (Yılmaz, 2004, 294).
Son yıllarda toplumlarda ve sistemlerde meydana gelen değişme ve gelişmeler eğitim ve denetim sistemlerini de etkilemiştir. Bilgi patlaması ve teknolojik ilerleme, değişen nüfusun değişen istemleri, eğitimin öneminin ve eğitime katılımın artması, eğitim sistemlerinin büyümesi ve çeşitlenmesi, sorunların yerelleşmesi ve yetkilerin devredilmesi, denetimi etkileyen faktörlerden bazılarıdır (Seçkin, 1993; akt, Yılmaz, 2004, 294).
Klasik planlama çalışmalarının okul yönetimi ve öğretmenler üzerindeki yükünün ortadan kaldırılması için ders programı – yıllık plan – ünite planı – günlük plan (ders planı) sarmalında yenilikler yapılmıştır. Yıllık plan ile ünite planı birleştirilerek Ünitelendirilmiş Yıllık Plan’a dönüştürülmesi, günlük planların daha sade ve somut hale dönüştürülerek öğretmen tarafından “Etkinlik Örneği” (Ders Planı) hazırlanması (MEB Planlı Çalışma Yönergesi, Tebliğler Dergisi 2551 Ağustos 2005), idareci ve öğretmenlerin planlama ve uygulama çalışmalarında işlerini kolaylaştırmıştır. Örnek etkinliklerin yer aldığı ve öğretmenlerin en azından bir bakış açısı geliştirmelerini sağlayacak olan Öğretmen Klavuz Kitapları’nın hazırlanması hem bakanlık adına hem de Türk Eğitim Sistemi adına güzel ve olumlu çalışmalar olduğu söylenebilir.
Seçkin’e (2004, 209) göre toplumun tüm kurumları ile organik bir bağ içinde olan eğitim sistemi, gittikçe karmaşık bir nitelik kazanan öğretmenlik rolünü değiştirmekte ve zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, kendisini sürekli yetiştirmek ve geliştirmek zorunda kalan öğretmenin de desteklenmeye gereksinimi vardır. Öğretmene destek ve yardımcı olmanın temel amacı; öğretme-öğrenme sürecinin geliştirilmesidir. Bu amaç, eğitim ortamlarında, genelde sınıflarda yürütülen etkinliklerin planlı ve programlı olarak gözlenmesini ve iyileştirilmesini gerektirir.
Bir sistemde çok iyi eğitim kurumları yapabilir, bu kurumlar her tülü araç-gereçle donatılabilir ancak, öğretmen iyi yetişmemiş ve etkili çalışmıyorsa, motivasyonu düşükse, tüm bu kaynaklardan etkili ve verimli şekilde yararlanmak mümkün değildir. Eğitim sistemine alınan öğretmen kaynağından en iyi şekilde yararlanmak yönetim açısında temel amaç olmalıdır. Çünkü Lortie’ye göre; yeni öğretmenler, meslekte aracılık etmiş bir giriş yaşarlar. İlk işlerine, öğrenci – öğretmen deneyimlerine göre oluşturulmuş beklentilerle gelirler (1975 in Goldman 1987, Akt. A. BALCI. 2000).
İdarenin ve öğretmenin verimliliğini, etkililiğini değerlendiren, rapor hazırlayan ve önerilerde bulunan müfettişlerin kurum denetimi ve ders denetimi yapıp yapmamaları, böyle bir değerlendirme sürecine gerek olup olmadığının tartışılması ayrı bir konu, kurum denetimi ve ders denetiminin nasıl yapılması gerektiğinin tartışılması ayrı bir konudur.
Her örgüt etkinlik süreci içinde kendi gereksinimlerine ve bünyesine uygun bir teftiş sistemi geliştirir (Altıntaş, 1980, Akt. H. Taymaz. 2005). Çalışanlar, yaptıkları işlerin görülmesi, bilinmesi ve takdir edilmesi için denetimi kendileri isteyebilir hale gelmelidir. Bunun için de okulun vizyon ve misyonunun belirlenmesinden başlayarak okul süreçlerinde üst düzeyde bir katılıma yer verilmesi, karşılıklı bir güven ortamının oluşturulması önemlidir (Şişman, 2002, 92).
Bir sistem varsa, bir üretim yapılıyorsa, çalışanlar varsa, hiyerarşik bir yapılanma söz konusu ise, yapılan bir işin niteliği, verimliliği, etkililiği ile ilgili sorumlular varsa orada değerlendirme, denetim, teftiş, raporlama, yeni vizyon ortaya koymanın olduğu söylenebilir. Bu küçük işletmelerden devasa fabrikalara, hizmet sektöründen sağlık sektörüne, ulusal şirketlerden uluslararası şirketlere, maliyeden bankalara kadar tüm çalışma hayatında böyle olduğu bilinmektedir.
Öğretmenlere sağlanan örgütsel desteğin temel amacı, hiç kuşkusuz daha etkili bir öğretimin gerçekleştirilmesidir. Amaç bu olduğuna göre, amaca yönelik eylemlerin hareket noktasının öğretme ve öğrenme etkinliklerinin fiilen yürütüldüğü ortam olması doğaldır; bilimsel bir zorunluluktur. Bu durum okullarda sınıf denilen birimlerde olup bitenlerin planlı ve programlı olarak gözlemlenmesini, denetlenmesini gerekli kılmaktadır (Aydın, 1986, 28).
Aydın’a (1986, 28) göre okul formal bir örgüttür ve bu örgütteki etkinliklerin tümünün amaçlı ve ussal olması gerekir. Bu, formal bir örgüt olmanın gereğidir. Sınıf denilen birimlerde kapalı kapılar ardında yapılanların, yapılması gerekenler olup olmadığı bilinmek durumundadır. Bunu bilmenin akla uygun, sağlıklı yollarından biri de gözlemdir. Bu, asla öğretmene güvensizlik olarak algılanmamalı, örgütsel bir zorunluluk olarak ele alınmalıdır. Önemli olan, bu örgütsel gereklilik konusunda öğretmenlerin aydınlatılması, bunu örgütsel bir işleyişin doğal bir gereği olduğunu kavramalarının sağlanmasıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı gibi bir ülkenin insan kaynakları açısından doğrudan veya dolaylı tüm girdilerinin yetiştirilmesinde payı olan bir kurumda denetim olmaması düşünülemez. Bu konuyu yönetim biliminin verilerini göz önüne aldığımızda tartışmak abesle iştigaldir. Yönetim bilimindeki gelişmeler, eğitim bilimleri alanlarındaki gelişmeler, çağımızdaki teknolojik, sosyal, kültürel gelişmeler, milli eğitim bakanlığındaki yeniden yapılanma çalışmaları vs. göz önünde bulundurulduğunda bu çalışmada son günlerde tartışmaya açılan “Kurum Denetimi ve Ders Denetimi Nasıl Olmalıdır?” sorularına cevap aranmaya çalışılmıştır.
Klinik Denetim, denetim eylemlerinin etkililiğini arttırmak amacıyla, özellikle öğretimde planlı, işbirlikçi, gözlem, inceleme ve davranış değiştirmeye yönelik etkinlikler bütünüdür. Öğretmenin herhangi bir eksi veya yanlışa yönelik, karşılıklı çabalarla, birlikte planlama ve öğretmenin uygulamasını, sonra da birlikte değerlendirip düzeltmeyi içerir (Başar, 2000, 18-19).
Öğretimsel Denetim, öğrencilere öğretmen ve denetçinin işbirliği ile yüksek nitelikli öğrenme ortamları sağlamak için, eğitim ve öğretim sürecinde öğretmene yardım sağlanması temel amaçtır. Öğretimsel denetim süreci doğası gereği öğretmen, öğrenci ve müfettiş arasında bir işbirliğini ve aktif katılımı gerekli kılmaktadır (Aydın, 2005, 36).
Kurum Teftişi, eğitim sistemindeki yeniliklerin ve gelişmelerin ilgili kurumlara iletilmesi, kurum çalışmalarını güçlendiren veya zayıflatan nedenlerin saptanarak gerekli önlemlerin yerinde ve zamanında alınması, insan gücü ve maddi olanakların yerinde ve verimli bir biçimde kullanılmasının sağlanması, eğitim ve öğretim etkinliklerinin güçlendirilmesi bakımından kurum teftişi, teftiş türlerinin en kapsamlı ve etkili olanıdır (Taymaz, 2005, s.143).
Ders Teftişi, okullarda genel teftişler sırasında ya da bunlardan ayrı olarak yapılan, öğretmenlerin kendi aralarındaki yetişkinliğini, çalışmasını, uyguladığı yöntemleri, bunları uygulamadaki yeterliliğini, öğrencilerin yetişme düzeylerini inceleyip değerlendirmeye yönelik bir teftiş türüdür (Taymaz, 2005, s.163).
“Kurum Teftişi” ve “Ders Teftişi” bir kurumda sistemli bir şekilde nasıl olmalıdır?
Eğitime bir bütün olarak bakılması gerektiği, eğitim uzmanlarının ortak görüşü olduğu söylenebilir. Okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim, özel eğitim, özel öğretim, hizmet içi eğitim, kurs, halk eğitim, yurtlar, dershaneler vb. şeklindeki örgün ve yaygın eğitim bütünün birer parçaları olarak kurumlar bir birinden ayrılmamalı ve hepsinin de rehberlik ve denetimi eğitim müfettişleri tarafından yapılmalıdır. Eğitim müfettişleri branşlaşmaya gitmeli, yer değiştirme işlemlerinde de branşlaşmayı dikkate alacak şekilde yeniden yapılandırılabilir.
Ders denetimi için müfettişlerin sınıfa girip girmemesi tartışmasını veli-öğrenci-öğretmen-idareci-diğer personel-müfettiş açısından empati yaparak düşünmekte fayda vardır. Kurum personelinde kilit durumda olan öğretmendir. Öğretmen ile müfettişi görev ilişkilerine bakıldığında her alan da iyi olmasına rağmen rehberlik ve ders denetimi söz konusu olunca istenmeyen durumların söz konusu olmasının kaçınılmaz olduğu bilinmektedir. Sınıf ortamında ders yaparken başkalarının da sınıfta olması öğretmenin, eğitim sürecinin, öğrencinin tüm dengelerini alt üst edebilmektedir. Yani sınıftaki doğal çalışma temposundan farklı bir sürecin çalışmaya başladığı söylenebilir. Bir bütün olan, aynı sistemi daha verimli ve etkili hale getirmek için ortak çalışma yapması gereken öğretmen ve müfettişi karşı karşıya getirdiği bilinmektedir.
Yukarıda denetim ve yönetimin farklı açılardan tartışılmasına ve birlikte irdelenmesine yer verilmiştir. Ancak bunlar geçmişte eğitim uzmanlarının söyledikleridir. Burada ise gelecekte nasıl olması gerektiğini ve uygulamada yaşanan sıkıntıların nasıl aşabileceği tartışılmaya çalışılacaktır. Bir mesleğin geçmişteki uygulamaları, akademik camiada nasıl bir tartışmanın devam ettiği, mesleği icra edenlerin görüşleri, çağımızdaki pedagojik gelişmelere göre, “Öğrenci için daha faydalı nasıl olabilir?” düşüncesi temel alınmalıdır. Yapılan tüm çalışmalar öğretmenin sınıfta kazanımları gerçekleştirmek için daha iyisini nasıl yapmalı ve öğrencilerin kazanımları içselleştirmesi için neler yapılabilir? kaygılarını dikkate alınmalı, tartışmanın çok yönlü temellendirilerek devam etmesi gerektiği söyleyebilir.
“Birçok çelişkiyi içerisinde barındıran teftiş ve denetim sistemi nasıl olmalıdır?” Sorusunu adım adım irdelerken İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Rehberlik ve Teftiş Yönergesi’nde bazı düzenlemeler yapılabilir;
- Okullarda iş başında yetiştirme, rehberlik ve denetim çalışmaları kurum denetimi temel alınarak yapılabilir. Ders denetimi ve öğretmen denetiminin kurumda bulunan tüm öğretmenler için uygulanmasına gerek olmadığı söylenebilir. MEBSİS incelemesi ve kurum müdüründen alınan bilgilere göre gerekli görülen ve zorunlu olarak görülmesi gerekenler ile yetiştirilmesi gerekenler ve yaptığı çalışmalarla emsallerinden daha iyi ve farklı olanların derslerine girilmeli, notlar alınarak elektronik ortamda denetim formu doldurulmalıdır. Böylece kurumda farklı çalışanların ortaya koydukları güzellikleri başka kurumlara taşıma ve kurumdaki problem noktalarına doğrudan ulaşılarak sorunların çözümüne gidilebileceği söylenebilir. İşini ve çalışmalarını düzenli, doğru, yerinde yapan öğretmenlerin teftiş ve denetimine zaman ve enerji harcamaya gerek olmadığı söylenebilir. Ancak öğretmen sınıfına girilmesini kendisi isterse, iş başında yetiştirme ve rehberlik talebinde bulunursa, o zaman istekli öğretmenlerle de müfettiş çalışabilir. Öğretmenin yeterli olduğu konusunda MEBSİS incelemesi, sicil raporları, üst yönetimin olumlu görüşü ve kurum müdürünün olumlu görüşü varsa böyle başarılı öğretmelerin teftiş ve denetimine ihtiyaç olmadığı söylenebilir.
- Denetim formları elektronik ortamda stajyer öğretmenler ve kurum teftişi sonunda mucipli teftiş gerektiren öğretmenler için doldurulabilir.
- Sınıflara girilerek yapılan bazı ders denetimine son verilebilir. Üstün başarılı öğretmen, stajer öğretmen, başarısız öğretmen, vekil öğretmen, ek ders karşılığı çalışan öğretmenler ile kendisi istekli olan öğretmenlerin ders denetimi ve öğretmen denetimine en az iki ders saati olmak üzere (süreyi okul müdürü ve eğitim müfettişi belirlemeli) rehberlik ve denetim amacı ile girilebilir. Ayrıca sıralı sicil amirlerinden ve bağlı olduğu idareden yapılan inceleme ve araştırma sonucu sicil notu orta ve aşağıda olan öğretmenlerin de teftişi yapılabilir.
- Kurum rehberlik ve denetiminin nasıl yapılacağı kanun-yönetmelik-yönerge şeklinde mevzuattaki eksiklikler giderilerek güçlendirilebilir.
- Kurum rehberlik ve denetimine her yıl gidilmesine gerek olmadığı, birçok bilginin elektronik ortamda takip edilebileceği, ancak üç yılda bir kurumları yerinde görmek için, idareci ve öğretmenlerle bire bir çalışma yapmak için gidilmesi gerektiği söylenebilir. Ayrıca kurum kendisi talepte bulunursa bu süre dikkate alınmadan rehberlik veya denetime gidilebilir.
- Kurumu planlamaya alan eğitim müfettişleri, kurumun tüm personeli gibi sabah mesai saatinde kuruma gidebilir, kurumdan birlikte ayrılabilir. Çünkü kurumda yaşanan süreçleri gözlemlemeden süreç ve performans yönetimi ve denetiminden söz edilemez. Örneğin törenler dosyası, belirli günler ve haftalar dosyası veya rehberlik ve sosyal etkinlikler ile ilgili çalışmaları değerlendirmek için çalışmaları ve etkinlikleri gözlemek veya aynı ortamda bulunmak gerektiği söylenebilir. Bunun dosya üzerinden yapılmasının çok sığ kaldığı bilinmektedir.
- Kurumda, idari rehberlik ve denetim temel alınarak, kurumdaki yapılan çalışmaların tamamının rehberlik ve denetimi yapılmalıdır. Kurum müdürlerinin asli görevleri öğretmenle değil idare ile paylaşılmalıdır. Kurumların özelliklerine göre sadece idari veya ders denetimi de yapılabilir.
- Müfettişlerin asli görevlerinden biri olan “araştırma” görevi çerçevesinde bulunduğu ilin eğitim sistemi ve uygulamaları ile ilgili her müfettişten en az bir araştırma isteyecek şekilde ilköğretim müfettişleri başkanlıkları planlama yapabilir.
- İlköğretim Müfettişleri kendi aralarında idari işleyiş ile ilgili farklı modeller geliştirilmesi, eğitim öğretimin verimliliği ve öğretmenin daha etkili olabilmesi için neler yapılabileceği gibi konularda eğitim bölgesi veya ilçe düzeyinde farklı çalışmaları kurum yöneticileri ile yapabilir.
- Kurumlarda okul, eğitim bölgesi veya okullar arasında düzenlenen büyük törenlere, etkinliklere, yılsonu müsamere çalışmalarına, sergi vb. çalışmalara ilköğretim müfettişleri başkanlığının yapacağı planlamaya göre katılım sağlanabilir.
- Kurum müdürü ile görev karmaşası yaşanmaması için öğretmenin yapması gereken resmi işlerin (evrak) kontrolü müfettiş tarafından değil okul idaresi tarafından yapılmalı, eğitim müfettişi de okul idaresinin yaptığı çalışmaları incelemeli, denetlemeli, kontrol etmeli, eksik veya yanlış yapılanlar ile ilgili gerekli rehberlik ve iş başında yetiştirme çalışmaları yapılabilir.
- Eğitim müfettişi kurumda bulunduğu süreç içerisinde kurum idarecileri ile öğretmenlerle, diğer personel, öğrenci meclisi, sınıf temsilcileri, okul aile birliği ve velilerle çeşitli şekillerde bir araya gelebilir. Onların kurum ile ilgili memnuniyetlerini, eleştirilerini, beklentilerini dinleyerek raporlarına yansıtabilir.
Milli Eğitim Bakanlığının eğitim öğretim sisteminde yer alan; bakandan müsteşarına, genel müdürden il müdürüne, müfettişten öğretmenine kadar tüm çalışanların varlık gerekçesi öğrencilerin yaş gruplarına göre programlarda yer alan “kazanımların” gerçekleşmesi olduğu söylenebilir. Eğer kazanımların gerçekleşmesinde eksiklikler varsa hatta kazanımlar gerçekleşmiyorsa, mutfakta çalışan öğretmene verilen lojistik destekte sıkıntılar olduğu söylenebilir. Bu anlamda okul müdürlerinin ve ilköğretim müfettişlerinin (eğitim müfettişlerinin) zaman zaman mutfağa geçerek öğretmenle birlikte çalışması, öğretmene öğretim liderliği yaparak bir kazanımın nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğini etkinlik yaparak örnek bir uygulama ile model olarak göstermesi gerektiği söylenebilir. Okula ve sınıfa bir göz atıp, bir takım evraklara bakarak mevzuatçı bir bakış açısı ile yapılan klasik bir denetim ve teftişin günümüz eğitim anlayışına, pedagojisine, yenilenen programın ruhuna, insan ilişkilerine cevap vermediği söylenebilir. Artık öğretmenler afakî olarak, “ben idareciyken”, “ben öğretmenken”, “biz eskiden”, “bizim zamanımızda” diye başlayan konuşmalar ile idareci ve müfettişi zorlayan sorular sorulduğu zamanda “mevzuatta ne diyordu” diyen yaklaşımlar istemediğini mimikleriyle, hareketleriyle, konuşmalarıyla, toplantılarda, seminerlerde, buralarda da fırsat bulamazlarsa internet ortamında çeşitli grup ortamlarında açıkça ifade ettikleri görülmektedir. Oysa öğretmenler kendilerine bir vizyon çizen, ders ile ilgili sorulara kaçamak değil doyurucu cevaplar veren, programlı ve planlı çalışmayı özümsemiş, çeşitli kaynaklar öneren, gerektiğinde örnek bir ders yapan yeniliklere açık, okulun dinamiklerini iyi bilen idareci ve müfettişler istediklerini söylemektedirler.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve İl Milli Eğitim Müdürlükleri’nin idareci ve müfettişlerinin asli görevi olan “Öğretim Liderliğini” ön plana çıkarması gerektiği söylenebilir. Eğitim müfettişleri ve okul müdürlerinin birer öğretim lideri olarak yetiştirilmesi, öğretmenlere sınıf içerisinde kırk dakikalık bir sürede bir kazanımı etkinlik temelli olarak (yeniden yapılandırmacı eğitim felsefesine uygun, aktif öğrenme, çoklu zekâ kuramı vb) dinamik bir sınıf ortamında nasıl gerçekleştirileceğini uygulayarak, “iş başında yetiştirme ve rehberlik” yapacak şekilde yetiştirilmeleri gerektiği söylenebilir.
Eğitimin saptanan amaçlarına sınıf içinde yapılan etkinliklerle ulaşılabilir. Bu nedenle sınıf içinde olup biten olayların zaman zaman görülmesi, incelenmesi, denetlenmesi gerektiği söylenebilir. Öğretmenin sınıf içerisindeki iletişim becerilerinden, kazanımları gerçekleştirme düzeylerine, öğretim ilke ve yöntemleri kullanma şeklinden, sınıftaki rehberlik çalışmalarına, sınıf disiplininden, sınıftaki demokratik tutum ve davranışlarına, grup çalışmalarından öğrencileri bireysel destekleme becerilerine kadar sınıfta yaşanan süreçlerin etkililik ve verimliliğinin gözlenmesi, değerlendirilmesi ve raporlanması gerektiği söylenebilir. Yapılan bu çalışmalar her ne kadar uzaktan ve dışarıdan bakıldığında gereksiz veya angarya gibi gözükse de eğitim öğretim sisteminin somut ve tarafsız dönüt aldığı, eksiklerini tespit ettiği, performansını değerlendirdiği, sistemin üst birimlerini bilgilendirmek suretiyle yeni hedefler belirlenmesine yardımcı olduğu önemli birimlerden birinin müfettişlerin hazırladığı “Rehberlik ve Denetim Raporları” olduğu söylenebilir. Dolayısı ile sistemde oluşan sinerjiden de sistemde oluşan entropiden de üst birimlerin okullar (kurumlar) düzeyinde bir bütün olarak bilgi aldıkları tek sistemin kurum denetimine dayalı olarak yapılan ders ve öğretmen teftişleri sonucu hazırlanan raporlar olduğu herkes tarafından bilinmektedir.
Bu çalışmanın anlam ve önemini Mustafa Kemal ATATÜRK’ün iki güzel özdeyişi ile tamamlanabilir. “Yapılan işin doğruluğuna inanan insanlar, çalışmalarının denetlenmesinden, karşı fikirler ortaya atılmasından ve tercihler üzerinde münakaşa yapmaktan zevk alırlar.”, “Size tavsiye ederim ki, okullar sık sık denetlenerek, öğrencilerin öğretimden yararlanması sağlanmalı, öğretmenlerin öğretim şekli incelenmeli ve yanlışlıklar derhal düzeltilmelidir.”
KAYNAKÇA
Ağaoğlu, E. (1997). Eğitimde Klinik Denetim. Eskişehir: Anadolu Ünv. Yayınları. Yayın No: 982.
Aydın, İ. (2004). Çağdaş Eğitim Dersi Ders Notları. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi.
Aydın, M. (1986). Çağdaş Eğitim Denetimi. Ankara: İm Yayınları
Balcı, A. (1987). Klinik Teftiş. Eğitim Bilimleri Dergisi. Sayı: 20, Cilt: 1-2.
Başar, H. ( 2000). Eğitim Denetçisi. Ankara: Pegem Yayınları.
Başaran, İ. E. ( 2000). Yönetim. Feryal Matbaası.
Can, N. ( 2004). İlköğretim Okulu Öğretmenlerinin Denetimi ve Sorunları. Milli Eğitim Dergisi. Sayı 161. T.C. MEB Yayınları Dairesi.
Erdoğan, İ. ( 2000). Okul Yönetimi ve Öğretim Liderliği. İstanbul: Siysem Yayıncılık
Özdemir, S ve Yalın, İ.(1999). Öğretmenlik Mesleğine Giriş. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Özgüven, İ.E ( 2002). Çağdaş Eğitimde Psikolojik Danışma ve Rehberlik. Ankara: Pdrem Yayınları
Seçkin, N. ( 2004 ). Teftişte Yeni Bir Yaklaşım: Sanatsal Teftiş. Türkiye’de Eğitim Yönetimi Prof Dr. Ziya Bursalıoğlu’na Armağan. (Edt: H.Taymaz ve M. Hesapçıoğlu). İstanbul : Kültür Kolej Eğitim Vakfı Yayınları
Şişman, M. ( 2002). Öğretim Liderliği. Ankara: Pegem Yayıncılık
Taymaz, H. ( 2005). Eğitim Sisteminde Teftiş, Kavramlar, İlkeler, Yöntemler. Ankara: Pegem Yayıncılık
Yılmaz, K. (2004). Sanatsal Denetim. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi Dergisi. Sayı, 38. Ankara
